12 YAŞINDAKİ KIZIM, KANSERLE MÜCADELE EDEN SINIF ARKADAŞINA PERUK YAPTIRMAK İÇİN SAÇLARINI KESTİ — ERTESİ SABAH OKUL MÜDÜRÜ BENİ ARAYIP, “HEMEN OKULA GELİN. BURADA OLANLARA İNANAMAYACAKSINIZ!” DEDİ.
Yazar: • 16.09.2026 12:35
“Titreyen ellerimle kapıyı açtım.
Ama müdürün odasında İdil ve Gökçe’nin yanında duran kişiyi ve masanın üzerine bırakılmış şeyi gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü.”
Kapının eşiğinde öylece kaldım.
İdil, Gökçe’nin yanında oturuyordu. Gökçe başında kızımın saçlarından yapılmış perukla sessizce ağlıyordu.
Ama beni asıl sarsan onların karşısında duran adamdı.
Adamı tanıyordum.
Hem de çok iyi tanıyordum.
Üç ay önce kaybettiğim eşim Cem’in çalıştığı hastanedeki onkoloji bölümünde görev yapan doktorlardan biri, Doktor Barış’tı.
Cem’in son haftalarında odasına sık sık girip çıkan, bazen onunla kapalı kapılar ardında uzun uzun konuşan adam.
Masada ise kahverengi, eski bir dosya duruyordu.
Dosyanın üzerinde eşimin adı yazılıydı.
CEM ARSLAN.
Nefesim kesildi.
“Bu dosya neden burada?” diye sordum.
Doktor Barış cevap vermeden önce müdüre baktı.
Müdür sessizce odadan çıktı ve kapıyı arkasından kapattı.
İçimde kötü bir his büyüyordu.
Doktor Barış ayağa kalktı.
“Size bunu böyle anlatmak istemezdim,” dedi.
“Ne anlatmak?”
İdil başını kaldırdı.
“Anne, önce otur.”
Kendi kızımın sesindeki ciddiyet beni daha da korkuttu.
Sandalyeye çöktüm.
Doktor dosyayı önümde açtı.
İlk sayfada Cem’in hastane kayıtları vardı.
Sonraki sayfada ise bir isim gördüm.
GÖKÇE KARACA.
“Bu ne demek?” dedim.
Doktor Barış derin bir nefes aldı.
“Eşiniz Cem Bey, hayatını kaybetmeden yaklaşık iki ay önce Gökçe’nin tedavi gördüğünü öğrenmiş.”
Şaşkınlıkla Gökçe’ye baktım.
“Cem Gökçe’yi tanıyor muydu?”
Gökçe’nin annesi olduğunu sonradan öğreneceğim kadın, odanın köşesinden öne çıktı.
Onu daha önce fark etmemiştim.
Kadının gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı.
“Tanıyordu,” dedi.
Kalbim deli gibi atmaya başladı.
“Nereden?”
Kadın bir an konuşamadı.
Sonra çantasından katlanmış bir kâğıt çıkardı.
“Bundan yıllar önce eşiniz benim ağabeyimdi.”
Ne söylediğini anlamam birkaç saniye sürdü.
“Ne?”
Kadının adı Derya’ydı.
Cem’in öz kardeşi olduğunu söyledi.
Ben Cem’le on altı yıl evli kalmıştım.
Bana hiçbir zaman bir kız kardeşi olduğundan bahsetmemişti.
“Bu mümkün değil,” dedim. “Cem ailesinin olmadığını söylerdi.”
Derya gözlerini yere indirdi.
“Çünkü ailemiz dağıldı. Babamız öldüğünde Cem yirmi yaşındaydı. Annemiz kısa süre sonra başka biriyle evlendi. Büyük bir kavga yaşandı. Cem evi terk etti. Ben daha küçüktüm.”
Boğazım kurudu.
“Peki neden yıllarca hiç görüşmediniz?”
“Görüştük.”
Bu kez Doktor Barış konuştu.
“Son aylarda.”
Derya ağlamaya başladı.
“Gökçe hastalanınca çok zor durumda kaldım. Tedavi masrafları, işimi bırakmam… Her şey üst üste geldi. Yıllar sonra Cem’i buldum.”
Başımı salladım.
“Hayır. Cem bana söylerdi.”
Derya gözlerimin içine baktı.
“Söylemek istedi. Ama kendi hastalığını öğrendi.”
Odanın içi bir anda sessizleşti.
Doktor Barış dosyadan başka bir zarf çıkardı gorsele do'kunun diger bölümü okuyun...