Market bir anda sustu. O bağıran insanlar, o sabırsız kalabalık bir anda başlarını yere eğdi. Zeynep bana döndü. Gözlerindeki o ifadeyi asla unutamam; minnetle karışık derin bir mahcubiyet... Kartımı uzattım, işlem saniyeler içinde bitti. Zeynep poşetini alırken yanıma yaklaştı, “Hakkınızı helal edin, ben... çok teşekkür ederim,” dedi fısıltıyla. Sadece başımı sallayabildim. Konuşursam ağlayacağımı biliyordum.

O gece yatağımda dönüp dururken Zeynep’in çocuklarını düşündüm. O bebek mamasını yerken karnı doyacak olan o masumu... Altı aydır ilk kez Arda’nın yokluğu dışında bir şey için kalbim sızlamıştı.

Ertesi gün, pencerenin önünde oturmuş dışarıdaki yağmuru izlerken bahçe kapısının önünde bir araç durdu. Birkaç saniye sonra kapım sertçe çalındı. İçimi bir huzursuzluk kapladı. Kapıyı açtığımda karşımda askeri üniforması içinde, çelik gibi sert duruşlu bir adam duruyordu. Ama gözleri... Gözleri bir fırtınadan yeni çıkmış gibi yorgun ve hüzünlüydü.

“Sude Hanım?” dedi, sesi bir emir kipi kadar güçlü ama bir o kadar da saygılıydı.

“Evet, benim?” dedim, sesim titreyerek.

“Dün markette olan olaydan haberim var. Zeynep... O benim kız kardeşim.”

Nefesimi tuttum. Adamın içeri girmesi için kapıyı açtım. Adı Kenan’mış. Salona geçtiğinde şapkasını eline aldı, koltuğun ucuna eğreti bir şekilde oturdu. Sanki bu eve ait olmayan bir dünyadan gelmiş gibiydi.

“Zeynep size söyleyememiştir,” dedi Kenan, boğazını temizleyerek. “Onun kocası, yani eniştem, benimle aynı birlikte görev yapıyordu. Üç ay önce bir sınır operasyonunda şehit düştü. Zeynep o günden beri tek başına. Maaş bağlanması, prosedürler... Hepsi aksadı. Ben yeni dönebildim görevden. O gün evde hiçbir şeyleri kalmamıştı. Zeynep gururludur, kimseden bir kuruş istemez. O mamayı alabilmek için evdeki son bozuklukları toplamış.”

Gözlerim doldu. Marketten o kadına hakaret eden insanların suratlarını hatırladım. Bir şehit eşine, üç yetim annesine "Neden çocuk yaptın?" diye bağıran o zihniyeti...

Kenan konuşmaya devam etti, sesi bu sefer daha alçaktı: “Dün eve gittiğimde Zeynep mutfakta ağlıyordu. Ama üzüntüden değil, birinin ona hâlâ ‘insan’ gibi davrandığını gördüğü için. ‘Ağabey,’ dedi, ‘O kadının gözlerinde büyük bir karanlık vardı ama eli bana güneş gibi uzandı.’ Sude Hanım, siz sadece bir mama almadınız. Siz benim kardeşimin hayata olan inancını geri verdiniz.”

Sustu. Cebinden küçük, zarfın içine konulmuş bir fotoğraf çıkardı. “Bunu size getirmemi istedi.”

Fotoğrafa baktığımda hıçkırıklarımı tutamadım. Zeynep’in üç çocuğu, o gece masada oturmuşlar, önlerinde ekmekleri ve bebekleriyle gülümsüyorlardı. Ama fotoğrafın arkasındaki yazı asıl canımı yakan şeydi: “Oğlunuz Arda için dün gece dua ettik. O artık bizim de kalbimizde.”

“Adımı nereden biliyordu?” diye sordum şaşkınlıkla.

Kenan hafifçe gülümsedi. “Marketten çıktığınızda sizi tanıyan biriyle karşılaşmış. Arda’nın hikâyesini de o zaman öğrenmiş. Zeynep dün gece bana şunu söyledi: ‘O kadın kendi evladını toprağa vermiş ama benimkini doyurdu. Bu dünyada iyilik hâlâ bitmemiş.’”

O an anladım ki, ben o markette aslında bir başkasına yardım etmemiştim. Ben kendimi kurtarmıştım. Arda’nın gidişiyle kararan dünyamda, küçük bir mum yakmıştım. Kenan ayağa kalktı, bana bir asker selamı verdi ve “Bir ihtiyacınız olursa, biz artık sizin aileniz sayılırız,” diyerek evden ayrıldı.

O gittikten sonra mutfağa gittim. Altı aydır ilk kez ocağın altını yaktım, kendime bir çay koydum. Evin içindeki o sağır edici sessizlik dağılmaya başlamıştı. Arda gitmişti, evet. Murat gitmişti. Ama dışarıda, benim aldığı bir kutu mamayla karnı doyan yetimler, bana dua eden bir anne vardı.

Hayat, bazen en karanlık noktasında bize bir kapı açar. O kapıdan geçmek için sadece bir elin uzanması yeterlidir. Ben o elin sahibi olmuştum ve karşılığında yaşama sevincimin kırıntılarını geri almıştım. Ertesi gün evimdeki Arda’nın küçülen kıyafetlerini, oyuncaklarını özenle paketledim. Hepsini Zeynep’in çocuklarına götürecektim. Arda’nın oyuncakları başka çocukların ellerinde can bulacak, onun kokusu başka evlerde yaşayacaktı.

Artık biliyordum; bir evlat kaybedince annelik bitmiyordu. Sadece şekil değiştiriyordu. Ve benim artık bakmam gereken, dualarıyla beni hayata bağlayan üç çocuğum daha vardı.

Bunlar da İlginizi Çekebilir