Yedi yaşındaki kızım Emma amacıyla bekar bir babayım.
Annesi onu üç yaşındayken terk ettiğinden beri, yaşam yalnızca ikimizden ibaret.
Tatiller bizim amacıyla her vakit biraz zahmetlidir ama ailem, Şükran Gününü her vakit gerçek bir tebrik gibi hissettirmeyi başarır: sıcak, gürültülü ve olması gerektiği gibi.
O öğleden sonra, mevsimin ilk karı otoyolu hafifçe kaplamışken ailemin evine doğru yola çıkmıştık. Emma arka koltukta botlarını birbirine vuruyor, Noel şarkılarını biraz erken mırıldanıyordu.
İşte o anda onları gördüm.
Yol kenarında durmuş, yıpranmış eski bir sedanın beraberinde bekleyen ihtiyar bir çift.
Adam ince eldivenlerinin içersinde ellerini ovuşturuyor, tamamiyle patlamış lastiğe çaresizce bakıyordu. Kadın ise rüzgârda titriyor, beyaz saçları yüzüne yapışıyordu.
Soğuktan daha çoğu vardı üzerlerinde…
Yorgunluk.
Tereddüt etmeden kıyıya çektim.
“Arabada kal tatlım,” dedim Emma’ya.
Yaklaştığımda ikisi de aynı anda özür dilemeye başladı.
“Çok üzgünüz,” dedi kadın.
“Neredeyse bir saattir buradayız… kimsenin tatilini bozmak istemedik.”
“Hiç mesele değil,” dedim.
“Hadi sizi yola çıkaralım.”
Soğuk iliklerime işliyordu. Parmaklarım uyuştu ama aşağı yukarı 15 dakika içersinde yedek lastiği güvenilir şekilde yerine taktım.
Adam elimi sıktı…
Uzun vakit bırakmadı.
“Ne yaptığınızın bizim amacıyla ne manaya yaklaştığını bilmiyorsunuz,” dedi, gözleri dolarak.
“Sen ve ufak kızın… teşekkür ederim.”
Gülümsedim, iyi yolculuklar diledim.
Arabaya döndüğümde Emma arka koltuktan bana gururla başparmağını kaldırdı.
Ailemin evine problemsiz ulaştık.
Şükran Günü yemeğini yedik. Güldük. Sohbet ettik.
Ve yol kenarındaki o ihtiyar çifti açıkçası bir daha düşünmedim.
Bir hafta sonra…
Emma’nın okul amacıyla öğle yemeğini hazırlıyordum. Sandvamacıylai kesmiş, meyvesini koyuyordum ki telefonum çaldı.
Arayan annemdi.
Hoparlöre aldım.
“Hey anne, her şey yolunda mı?”
Cevap bir anda geldi.
Panik doluydu.
“Stuart! Bana bunu nasıl söylemezsin?!”
“Televizyonu aç!”
“HEMEN ŞİMDİ!”
Kalbim hızlandı.
“Ne oldu?” diyebildim yalnızca.
“Sen… sen otoyolda bir çifte yardım etmedin mi?” dedi soluk soluke.
Duraksadım.
“Evet… geride bıraktığımız hafta. Nereden biliyorsun?”
“TELEVİZYONU AÇ!” diye bağırdı.
Kumandayı elime aldım.
Ekranda haberler açıktı.
Ve o anda…
O ihtiyar çifti gördüm.
Sunucu onların kim olduğunu anlatıyordu.
Nasıl saatlerce soğukta mahsur kaldıklarını…
Ve yoldan geride bıraktığımız bir babanın, ufak kızıyla eş güdümlü durup onlara yardım ettiğini.
Adam kameraya bakıyordu.
“Bizi kurtaran o adamdı,” dedi.
“Ve beraberinde ufak bir kız vardı.”
Boğazım düğümlendi.
Emma salona girdi.
Ekrana baktı.
Sonra bana döndü.
“Baba… bu biz miyiz?”
Cevap veremedim.
Sadece onu kucağıma aldım.
O an şunu anladım:
Bazen yaptığımız ufak bir iyilik,
başkalarının yaşamında sandığımızdan çok daha büyük bir iz bırakır.
Ve bazen…
O iyilik, sessiz sedasız dönüp seni bulur.
🔵 NOT
Bu tür beklenmedik olaylar, insanın yaşama ve yaptığı seçimlere bakışını derinden etkileyebilir. Uzmanlar, bu duygusal farkındalık anlarının şahsi gelişim yönünden mühim olma ihtimalini belirtiyor.