Köyde ailemle yaşıyorum 35 yaşıma geldim ama evlenmek nasip olmamıştı, köyün muhtarı benimle çok ilgileniyordu, her gördüğünde hal hatır sorardı, sorarkende beni süzdüğünü farkediyordum. Zamanla benimde aklım karışmıştı ama asıl sorun muhtarın evli olmasıydı. Bizim maddi durumumuz pek iyi değildi ama muhtar zengindi. Gün geçtikçe Muhtar her fırsatta karşıma daha çok çıkmaya başladı sonra aileme haber göndermiş eğer kızları şerifeyi bana verirlerse maddi olarak destek olurum demis. Durumu annem bana anlattı, ama evli olmasından dolayı kararsız kaldım. Annem ne olacak böyle 35 yaşına geldin en azından rahat edersin Muhtar sana gül gibi bakar dedi. Bikacgun düşündükten sonra kabul ettim. Birkaç ay içinde kız isteme nişan düğün hepsi bir anda oldu evlendik. Evlendiğimiz gün ilk karısının yüzü hiç gülmedi, muhtarın yanından hiç ayrılmıyordu, bu durum benim canımı sıkıyordu. Akşam oldu, herkes evine dağıldı, ben ger-dek için yatak odasına geçtim muhtarda geldi, gelinliğimi çıkardım, bana az bekle dedi tamam dedim geçtim yatağa uzandım, birkaç dakika sonra kapı açıldı ve ilk karısıda odaya geldi kapıyı örttü Devamı snraki syfada..
O geceyi hiç unutamam. Gelinliğimi çıkarmış, yatağın kenarına oturmuştum. Kalbim deli gibi atıyordu. Muhtar az bekle demişti, ben de sessizce başımı eğip “tamam” demiştim. Odada bir tek kandilin ışığı vardı. Sonra kapı hafifçe aralandı. Sandım ki muhtar geldi… ama değildi.
İlk karısı, Zeynep Hanım girdi içeri.

Bir an nefesim kesildi. Gözleriyle etrafı süzdü, sonra bana baktı. O bakışta ne kıskançlık vardı, ne de öfke… sadece yorgunluk. Yılların ağırlığı gibiydi üzerinde.
Elinde bir tespih tutuyordu, parmakları titriyordu.
“Şerife,” dedi yavaşça, “Biliyorum bu gece senin gecen, ama konuşmadan edemeyeceğim.”

O an ne diyeceğimi bilemedim. Başımı önüne eğdim, sadece dinledim.
“Ben muhtarı çok sevdim,” dedi. “Gençliğimi ona verdim, elimde avucumda hiçbir şey yokken onunla evlendim. Onunla birlikte aç da kaldım, zengin de oldum. Ama yıllar geçtikçe bir şeyler değişti. Gözleri artık bana değil, sana bakmaya başladı.”



İçimden bir ürperti geçti. Ne diyebilirdim ki? Ben de bu evliliğe isteyerek girmemiştim tam anlamıyla. Annemin, “kızım hiç değilse rahat edersin” sözleri kulaklarımda çınladı.

Zeynep Hanım bir adım daha yaklaştı.
“Gidecek yerim yok,” dedi. “Bu köyde herkes beni onun karısı bilir. Şimdi sen geldin, gençsin, güzelsin… Kader buymuş demekten başka elimden ne gelir ki? Ama bil istedim, ben bu evde nefretle değil, sabırla kalacağım. Sana da kötü bir gözle bakmam. Sadece… beni anla.”

O an boğazım düğümlendi. “Ben seni incitmek istemedim,” diyebildim zorla.
“Biliyorum kızım,” dedi. “Kader bazen insanın önüne yol koyar, o da yürümek zorunda kalır.”

Sonra sustuk. Kandilin ışığı ikimizin gölgesini duvara vuruyordu. O gölgelerde ben gençliğimi, onda da yılların emeğini gördüm.
Kapıya yöneldi, çıkmadan önce bir kez daha bana baktı.
“Allah yardımcın olsun Şerife. İyi kızsın sen, bunu anladım.” dedi ve gitti.

Kapı kapandığında içimde garip bir sessizlik kaldı. Gelin odasında yalnızdım, ama sanki bir ömürlük yük kalmıştı üstüme. O an anladım ki, bazen evlilik bir mutluluk değil, iki kadının sessizce paylaştığı bir kaderdi.

Bunlar da İlginizi Çekebilir