Pelin’in elleri titreyerek kutuyu açtı. İçinden parlayan bir pırlanta bileklik çıkmasını bekliyordu ama karşılaştığı şey buz gibi bir gerçekti: Boşanma belgeleri. Murat, iş gezisinden ona bir takı değil, evliliklerinin sonunu getiren o kağıtları "hediye" olarak getirmişti.
Murat’ın sesi, sakinliğini korusa da her bir kelimesi bir tokat gibiydi. Pelin’in annesini bir "fazlalık" gibi kimsesizler sığınma evine bıraktığını öğrendiği an, kalbinde bu evliliği çoktan bitirmişti. Pelin’in o an maskesi tamamen düştü; ne pişmanlık duydu ne de özür diledi. Aksine, hırsla bağırmaya başladı:
“Onun sorumluluğu benim üzerimde değildi! Bizim hayatımızı, evimizi ele geçiriyordu!”Devamı..
Murat, tek bir geri adım bile atmadan kapıyı gösterdi: “Eşyalarını topla Pelin. Annemin 'harcanabilir' olduğuna karar verdiğin an, bu evlilik de çöpe gitti. Benim hayatımda anneme saygı duymayan bir kadının yeri olamaz”.
Üç Hafta Sonra...
Aradan geçen üç haftada çok şey değişti. Ben sağlığıma kavuştum ve artık kendi evimde, huzurla kalabiliyorum. Murat ise hayatını yeni baştan kuruyor. Her hafta sonu beni ziyarete geliyor ve her seferinde aynı şeyi söylüyor:
“Anne, seninle o kadın arasında kalmak benim için bir seçim bile değildi. Seni sevmeyen, sana saygı duymayan hiç kimse benim ailemin bir parçası olamaz”.devamı sonrki syfda..
Bu yaşadığımız sarsıntı, ne kadar yıkıcı olursa olsun Murat’ın karakterini ve aramızdaki sarsılmaz bağı daha da güçlendirdi. Anladık ki; anne sevgisi ve aile sadakati asla pazarlık konusu yapılamaz. Bizi parçalamaya çalışanlar, ancak bağlarımızı daha da sıkılaştırmaya yarar.
O günden sonra Murat, Pelin ile olan tüm bağlarını hukuki olarak hızla kesti. Pelin’in hırsı ve öfkesi, mahkeme salonlarının soğuk duvarları arasında yankılanıp bitti. Murat, bir zamanlar sevdiği kadının gerçek yüzünü gördüğü o kutuyu açtığı andan itibaren arkasına bir kez bile bakmadı.
Şimdilerde, pazar sabahları kapım çaldığında gelenin sadece oğlum olmadığını, aynı zamanda en yakın dostumun olduğunu biliyorum. Artık evimizde o meşhur "gülümsemesi gözlerine ulaşmayan" gergin bakışlar yok. Murat elinde taze simitlerle içeri giriyor, ben ise o çok sevdiği bol köpüklü kahvesini cezveye koyuyorum.
Bir keresinde kahvesinden bir yudum alıp gözlerimin içine bakarak şöyle dedi: “Anne, o sığınma evinin kapısında seni gördüğüm an, sadece seni kurtarmadım. Kendi onurumu ve geleceğimi de kurtardım. Bir insanın kalbinde merhamet yoksa, o insanın hayatında aşk da olamazmış.”
Artık kalça ağrılarım tamamen geçti ama ruhumdaki o iyileşme çok daha derin. Murat’ın hayatını yeniden kurmasını, yüzündeki o gölgelerin dağılmasını izlemek benim için en büyük tedavi oldu. Bizim hikayemiz, sadece bir ihanetin değil, aynı zamanda doğruluğun ve evlat vefasının hikayesi olarak kaldı.
Şimdi soframızda sadece iki kişiyiz ama eksik değiliz; aksine, birbirimize olan sarsılmaz güvenimizle her zamankinden daha kalabalığız. Anladım ki gerçek bir yuva, duvarlarla değil, koşulsuz bir sevgi ve birbirini asla yarı yolda bırakmayan yüreklerle kuruluyormuş.