Dövme demir kapıların önünde duruyordu, artık hiç ısıtmayan ince montunu kendine sıkıca sarılmıştı. Ayaz yanaklarını yakıyor, rüzgâr saçlarını darmadağın ediyordu; sanki elinde kalan son onuru da söküp almak ister gibi. Ellerinin her yanı çizik içindeydi, tırnakları kırılmıştı, gözleri ise yaşına göre fazla olgundu.
Güvenlik görevlisi ona doğru bir adım atmıştı bile.
— Hadi git buradan, kızım…
Ama kız ondan yarım saniye önce davrandı. Öne çıktı ve doğrudan evin sahibinin gözlerinin içine baktı.
— Efendim… — sesi titriyordu ama kırılmıyordu. — Hizmetçiye ihtiyacınız yok mu? Her şeyi yaparım. Temizlik, çamaşır, susmak… Küçük kız kardeşim aç.
Milyarder ona refleksle baktı. Yıllar boyunca böyle insanları görmemeyi öğrenmişti — yoksulları, kaybolmuşları, görünmezleri. Onlar şehrin fonuydu, arka plan gürültüsüydü. Ama bir şey bakışlarını orada tuttu. Belki duruşundaki garip sadelikti. Ya da diz çökmemiş olması. Yalvarmıyordu. Sadece bir şans istiyordu.
— Kaç yaşındasın? — diye sordu soğukça.
— Çalışacak kadar — dedi hiç tereddüt etmeden. — Ve kendi kanımın açlıktan ölmesini izleyecek kadar küçük değilim.
Rüzgâr yakasını sertçe çekti. Kumaş bir anlığına açıldı — işte o anda onu gördü.
Boynunda, neredeyse fark edilmeyen küçük bir işaret. Eski bir yüzüğü andıran ince bir sembol. Yirmi yıldan uzun süredir görmediği bir işaret. Çok az kişinin bildiği bir işaret. Hem de çok az.
Dünya sanki dondu. Sokak gürültüsü yok oldu, güvenlik görevlisi kıpırdamadan kaldı, hava ağırlaştı.
Elinin titrediğini hissetti.
— Bunu nereden aldın? — diye sordu. Sesini gizlemeye çalışsa da boğuk çıkmıştı.Devamı sonrki syfda..
Kız istemsizce boynuna dokundu.
— Bununla doğdum — dedi kısık bir sesle. — Annem hep kapatmamı söylerdi. Bunun… tehlikeli olduğunu.
Kalbi öyle sert vurdu ki bir an nefesi kesildi. O işaret. Bir zamanlar aynada gördüğüyle aynı. Geri dönüşü olmayan şekilde kaybettiği birinde olanla aynı.
— Annenin adı neydi? — diye sordu artık soğukluk olmadan. Neredeyse fısıltıyla.
Kız tereddüt etti.
— Seren.
Bu yetti.
— İçeri alın — dedi aniden, sert bir tonla.
— Efendim… — diye itiraz etmeye çalıştı güvenlik görevlisi.
— Hemen.
Kapı sessizce açıldı. Kız şaşkınlıkla bir adım geri çekildi.
— Ya kız kardeşim? — diye sordu hızlıca. — Yakında… beni bekliyor.
— Getirin onu da — diye sözünü kesti. — Ve sıcak bir şeyler yiyebileceği bir şey. Hemen.
Bir saat sonra ikisi de devasa mutfakta uzun bir masanın başında oturuyordu. Küçük kız öyle iştahla yiyordu ki sanki yemek bir anda yok olacakmış gibi. Büyük olan ise gözlerini adamdan ayırmıyordu.
— Neden bize yardım ediyorsunuz? — diye sordu sonunda.
Uzun süre baktı onlara. Fazla uzun.
— Çünkü yirmi yıl önce bir hata yaptım — dedi sonunda. — Ve aynı işareti taşıyan bir kadını geride bıraktım. Kendimi koruduğumu sanıyordum. Ama aslında… kaçtım.
Yavaşça ayağa kalktı.
— Eğer doğruyu söylüyorsan — diye ekledi — sen bir hizmetçi değilsin.
Kız nefesini tuttu.
— O zaman ben neyim? — diye sordu.
Doğrudan gözlerinin içine baktı.
— Benim kızımsın.
Mutfakta öyle derin bir sessizlik oldu ki sadece çocukların düzensiz nefesi duyuluyordu. Sonra küçük kız başını kaldırdı ve masumca sordu:
— Yani… artık bir evimiz mi var?
Ve o an, milyarder bile gözyaşlarını tutamadı.