90 yaşındayım, dul kaldım ve unutulmaktan bıktım
Bu yüzden beş torunuma da 2 milyon TL’lik miras sözü verdim — tek bir gizli şartla.
Hepsi kabul etti. Hepsi uydu. Hiçbiri sınandığını fark etmedi.**
Benim adım Elif. 90 yaşındayım.
Böyle bir hikâye anlatacağımı hiç düşünmemiştim ama hayat bazen insanı hiç beklemediği bir yere getiriyor.
“Aile her şeydir” derler.
Ama bazen aile, bu kelimenin ne anlama geldiğini unutur.
Rahmetli eşim Gürkan ile üç çocuk büyüttük. Beş torunumuz, on bir de torun çocuğumuz oldu.
Yıllar boyunca düşen dizleri sardım, ödevlere yardım ettim, kurabiyeler pişirdim, geceler boyu hasta başında bekledim.
Bunların bir aileyi bir arada tutmaya yeteceğini sanırsınız.
Yanılırsınız.
Gürkan vefat ettikten sonra ev sessizleşti.
Telefon daha az çalmaya başladı.
Doğum günleri geçiyor, kartlar günler sonra geliyordu.
Bayramlar, eski bayramların sadece silik bir hatırasına dönüştü.DEVAMI İÇİN DİĞER SAYFAYA GEÇİNİZ
Eskiden kalabalık sofraların kurulduğu pazar günleri, artık televizyonla ve anılarımla baş başa kaldığım sessiz günlerdi.
Arardım.
Mesaj atardım.
“Bir kahve içmeye gelir misiniz?” derdim.
Cevap hep aynıydı:
“Üzgünüm babaanne, çok yoğunum.”
Hep yoğundular.
Onlar için geceyi uykusuz geçiren kadın için bile…
Tamamen kırgın değildim.
Ama ben de insanım.
Ve insanların bir sınırı vardır.
İşte bu yüzden onlara bir ders vermeye karar verdim.
Bağırarak değil.
Azarlayarak değil.
Kendi açgözlülükleriyle.
Bir pazar öğleden sonra mutfak masamda, bir fincan çay ve bir defterle oturdum.
Ev o kadar sessizdi ki saatin tik taklarını duyabiliyordum.
Planımı dikkatlice yazdım.
Her torunuma 2 milyon TL’lik miras sözü verecektim.
Ama sadece tek bir şartla.
İlk olarak torunum Suna ile başladım.
Otuz yaşında, bekar bir anneydi.
Üç işte çalışıyor, neredeyse hiç uyumuyordu.
Ama Suna’nın bir farkı vardı.
O gerçekten umursuyordu.
Ne kadar yorgun olursa olsun bana iyi geceler mesajı atardı.
Çocuklarını arada da olsa yanıma getirirdi.
Diğerlerinden daha sık.
Bir cumartesi sabahı erkenden kapısını çaldım.
Kapıyı açtığında yüzünden yorgunluk akıyordu.
“Babaanne? Bu saatte neden buradasın?” dedi.
“Canım,” dedim gülümseyerek, “vasiyetle ilgili biraz konuşmak istiyorum. Kısa bir sohbet.”
“Gerçekten çok yoğunum…” demeye başladı.
“Söz veriyorum,” dedim fısıldayarak, “buna değecek.”
Gözleri parladı.