Cevabı ertesi akşam geldi.
Kapı çaldı.
Karşımda Serhat’ın ağabeyi Tolga vardı.
Yıllardır aile içinde en sakin kişi oydu. Beni görünce başını eğdi.
“Serhat’ın yaptığını öğrendim.”
“Niye yaptı?”
Tolga uzun süre sustu.
Sonra telefonunu çıkardı.
Ekranda bir kadınla Serhat’ın birlikte çekilmiş fotoğrafı vardı.
Kadını tanıyordum.
Serhat’ın çalıştığı şirkette muhasebe bölümünde çalışan Melis.
“Ne zamandır?”
“Yaklaşık bir yıldır.”
Mideme bir ağırlık çöktü.
Tolga devam etti.
“Melis hamile.”
Bir an odadaki bütün sesler kesildi.
Üçüzlerimin nefes alışlarını bile duyabiliyordum.
“Serhat ondan ayrılacağını söylemiş. Ama Melis hamile kalınca senden kurtulmanın yolunu aramış. Bebeklerin kendisinden olmadığını iddia ederse ailesinin de onun tarafında duracağını düşünmüş.”
Gözümden tek damla yaş akmadı.
Çünkü o anda içimde bir şey kırılmadı.
Tam tersine yerine oturdu.
Serhat’ın son aylardaki telefonları.
Gece konuşmaları.
Doğumdan önceki soğukluğu.
Hepsinin nedeni buydu.
Bir hafta sonra boşanma işlemlerini başlattım.
DNA testi yapılmasını da özellikle ben istedim.
Sonuç geldiğinde Serhat’ın üç bebeğin de biyolojik babası olduğu kesin olarak doğrulandı.
Sonuçları görünce beni defalarca aradı.
Açmadım.
Sonunda Ceren’in evine geldi.
Kapının önünde saatlerce bekledi.
Akşam dışarı çıktığımda hâlâ oradaydı.
“Aylin, konuşmamız lazım.”
“Konuşacak hiçbir şeyimiz kalmadı.”
“Ben hata yaptım.”
“Hayır, Serhat. Hata, marketten yanlış süt almaktır. Sen birkaç günlük çocuklarını reddettin. Beni doğumdan dört gün sonra sokağa attın.”
Başını eğdi.
“Melis’le bitti.”
İşte o anda istemsizce güldüm.
“Demek mesele bu.”
“Hayır, ben ailemi geri istiyorum.”
Arkamdaki evden Lina’nın ağlaması duyuldu.
İçeri girmek üzere döndüm.
Serhat koluma dokunmak istedi.
Elimi çektim.
“Sen aileni o gece kaybettin.”
Aylar sonra boşanmamız sonuçlandı.
Babam yanıma taşındı. Ceren neredeyse her gün yardıma geldi. Hayat kolay değildi. Üç bebeği aynı anda büyütmek bazen insanın sınırlarını zorluyordu.
Ama ilk kez kendimi yalnız hissetmiyordum.
Çünkü yalnızlık, yanında kimsenin olmaması değilmiş.
Yanındaki insana güvenememekmiş.
Bir akşam üçüzler bir yaşına yaklaşırken onları parka götürdüm.
Yan yana üç küçük salıncakta oturuyorlardı.
Aras kahkahalar atıyor, Ekin ellerini uzatıyor, Lina ise beni görür görmez gülümsüyordu.
O an telefonuma Serhat’tan son bir mesaj geldi.
“Keşke zamanı geri alabilsem.”
Mesajı okudum.
Sonra cevap yazmadan sildim.
Telefonu çantama koyup çocuklarımın yanına yürüdüm.
Çünkü geçmişe dönebilseydim bile hiçbir şeyi değiştirmezdim.
Serhat beni üç bebeğimle kapının önüne koyduğu gece hayatımın bittiğini sanmıştım.
Oysa yıllar sonra anladım ki o kapı yüzüme kapanırken başka bir kapı açılmıştı.
Kendime duyduğum saygının kapısı.
Çocuklarımı salıncaktan indirip üçünü birden kollarıma almaya çalışırken kahkahalarımız parka yayıldı.
Ve ilk kez içimden geçen cümle çok netti:
Bizi terk eden adam ailemizi parçalamamıştı. Sadece içinde ona artık ihtiyaç olmayan gerçek ailemizin ortaya çıkmasına neden olmuştu.