Fakat gözlerim yaşlarla dolduğu için ayrıntıları okuyamıyordum.

Serhat kapıyı gösterdi.

“Git.”

Kucağımda birkaç günlük üç bebeğim vardı.

“Serhat…”

“Bu gece burada kalmayacaksın.”

Hayatımın yedi yılını verdiğim adam, beni lohusa halimle üç yeni doğan bebeğimle kapının önüne koydu.

O gece üniversiteden arkadaşım Ceren’in evine gittim.

Beni kapıda gördüğünde tek kelime sormadan sarıldı.

Üç gün boyunca neredeyse hiç uyumadım.

Bebekler sırayla ağlıyor, ben sırayla onları emziriyor, sonra gizlice banyoya girip kendim ağlıyordum.

Üçüncü gün telefonum çaldı.

Arayan, tüp bebek tedavimizi yürüten hastaneden bir hemşireydi.

“Aylin Hanım, bazı eski evraklarınız burada kalmış. Eşiniz dün dosyanızın bir kısmını istemiş fakat sizin imzanız olmadığı için teslim etmedik.”

Kalbim hızlandı.

Bir saat sonra hastanedeydim.

Dosyayı açtığımda embriyo oluşturma sürecine ait tüm laboratuvar belgeleri içerideydi.

Benim yumurtalarım.

Serhat’ın örneği.

Döllenme kayıtları.

Embriyo numaraları.

Her şey.

Doktora Serhat’ın bana gösterdiği raporu anlattım.

Doktor kaşlarını çattı.

“Eşinizin sperm değerleri düşüktü ama kısır değildi. Zaten mikroenjeksiyon yöntemiyle kendi spermleri kullanıldı.”

Nefesim kesildi.

“Emin misiniz?”

Doktor ekrana döndü.

“Burada bütün kayıtlar mevcut.”

Sonra çekmeceden başka bir belge çıkardı.

Serhat’ın imzası vardı.

Tedavi öncesinde düşük sperm sayısı hakkında bilgilendirildiğini ve mikroenjeksiyon yöntemini kabul ettiğini gösteren belgeydi.

Yani biliyordu.

Baştan beri biliyordu.

Eve döner dönmez Ceren’in bilgisayarından bana gösterdiği eski raporun fotoğrafını büyüttük.

Rapor gerçekten Serhat’a aitti.

Ama tarih sekiz yıl önceydi.

Tanı kısmında ise onun iddia ettiği gibi kesin kısırlık değil, geçici hormonal bozukluk nedeniyle çok düşük sperm sayısı yazıyordu.

Serhat bana bilerek yalan söylemişti.

Ama neden?

Bunlar da İlginizi Çekebilir