Uluslararası güvenlik tartışmalarını alevlendiren dikkat çekici bir açıklama gündeme bomba gibi düştü. ABD’de uzun yıllar görev yapmış bir isim, yaptığı değerlendirmede İstanbul ve Ankara’yı da kapsayan çarpıcı iddialar ortaya attı.
Söz konusu açıklamada, bazı ülkelerin şehirlerdeki trafik kameraları üzerinden kritik bilgilere ulaşabildiği öne sürüldü. İddiaların merkezinde ise özellikle Orta Doğu’daki gelişmeler ve istihbarat faaliyetleri yer aldı.
Ancak asıl dikkat çeken bölüm, Türkiye’nin iki büyük şehrinin de bu tartışmanın içine dahil edilmesi oldu. Bu sözler kısa sürede hem güvenlik çevrelerinde hem de kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Peki bu iddiaların arkasında ne var?
Trafik kameraları gerçekten böyle bir risk oluşturabilir mi?
Ve söz konusu açıklamayla verilmek istenen mesaj ne?.. Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsiniz..
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik olası bir operasyon hazırlığı yaptığı iddiaları gündemdeyken dikkat çekici bir istihbarat iddiası ortaya atıldı. İddiaya göre Central Intelligence Agency (CIA), İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in konumunu uzun süre takip ederek kesinleştirdi.
Operasyona yakın kaynakların aktardığına göre CIA, aylar boyunca Hamaney’in hareketlerini ve bulunduğu yerleri izledi. Daha sonra üst düzey İranlı yetkililerin Tahran’ın merkezindeki bir liderlik yerleşkesinde toplantı yapacağı bilgisine ulaşıldı. En kritik detay ise Hamaney’in de bu toplantıya katılacağının öğrenilmesiydi.
İddialara göre kısa süre sonra Hamaney’e yönelik bir suikast gerçekleşti. Bu süreçte istihbaratın elinde trafik kameralarından elde edilen görüntülerin bulunduğu öne sürüldü.
Rubin’den Tartışma Yaratan Açıklama
Söz konusu iddiaların gündeme gelmesinin ardından eski Pentagon danışmanı Michael Rubin dikkat çeken açıklamalar yaptı. Rubin, İran’daki trafik kameralarının hacklenmiş olabileceğini iddia ederek benzer bir durumun Türkiye için de geçerli olabileceğini savundu.
Rubin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“İsrail’in, Tahran’daki trafik kameralarını hacklediği için tüm İranlı liderlerin ve generallerin nerede olduğunu bildiği iddia ediliyor. Aynı durumun İstanbul ve Ankara’da da geçerli olması muhtemeldir.”
Rubin ayrıca, olası bir çatışma durumunda bu tür teknolojik izleme sistemlerinin siyasi ve askeri hedeflerin yerlerinin tespit edilmesinde kullanılabileceğini öne sürdü. Bu açıklamalar Türkiye’de de tartışma yarattı.
MOBESE Tartışması Yeniden Gündemde
Rubin’in sözlerinin ardından Türkiye’deki şehir izleme sistemleri de yeniden tartışılmaya başlandı. Türkiye’de şehir güvenliği için kullanılan kamera sistemleri genellikle MOBESE olarak biliniyor.
MOBESE sistemi ilk kez 1990’lı yılların sonunda geliştirilmeye başlandı. Proje, dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki istihbarat ve bilgi işlem birimlerinin çalışmalarıyla hayata geçirildi.
Sistemin kurulmasında görev alan isimlerden biri de dönemin Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı Hanefi Avcı olarak biliniyor. Teknik altyapının oluşturulmasında ise Emniyet İstihbarat Dairesi Bilgi İşlem Müdürü Basri Aktepe’nin rol aldığı ifade ediliyor.
1998 yılında kurulan ekip tarafından geliştirilen sistem için milyonlarca dolarlık bütçe ayrıldığı belirtilirken, MOBESE kameraları zamanla Türkiye genelinde birçok şehirde yaygın şekilde kullanılmaya başlandı.
Rubin’in açıklamaları ise trafik kameraları ve şehir izleme sistemlerinin siber güvenliği konusunu yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.