Tepsiyi masaya bıraktığımda metalin çıkardığı ses, odadaki sessizlikte gereğinden fazla yankılandı. O an herkesin bakışı üzerimdeydi. Kalbim hızlı atıyordu ama yüzümde tek bir titreme bile yoktu. Yıllardır içimde birikenler, ilk kez düzenli bir sıraya girmiş gibiydi.

Derin bir nefes aldım.

— Beş yıldır bu evde yaşıyorum, — dedim sakince. — Beş yıldır sabahları herkesten önce kalkıyorum. Misafir gelince ilk ben uyanıyorum, en son ben oturuyorum. Bulaşıkları da ben topluyorum, kimsenin görmediği yerleri de ben temizliyorum.

Kimse konuşmuyordu. Sanki yanlış bir hareket, bardağı taşıracakmış gibi herkes yerinde donmuştu.

— Bugüne kadar tek bir kez bile sesimi yükseltmedim. Ne kırıldığımda, ne küçümsendiğimde, ne de yok sayıldığımda… Çünkü hep “Aile böyle olur” dedim. “Sabretmek gerekir” dedim.

Masadaki yaşlı bir kadın başını öne eğdi. Bir başkası kadehini yavaşça masaya bıraktı.

— Ama bugün, — diye devam ettim, — benimle ilgili en önemli karar, bana söylenmeden, herkesin ortasında açıklandı.

Kayınvalidem dudaklarını büzdü, sandalyesinde hafifçe kıpırdandı ama tek kelime etmedi. Onun sessizliği, yıllardır ilk kez bana güç veriyordu.

— Boşanma kararı… — dedim bu kelimeyi özellikle yavaş söyleyerek. — Bunu bir şaka gibi, bir eğlence gibi sunmak… İşte bu, sadece saygısızlık değil.

Kocama döndüm. Göz göze geldik. Onun bakışında şaşkınlık değil, panik vardı. Kontrolün elinden kaydığını fark etmişti.

— Bu evde yaşadığım süre boyunca, — dedim, — çalıştım. Birikim yaptım. Kendi ayaklarımın üzerinde durmayı hiç bırakmadım. Kimseye muhtaç olmadım. Kimsenin arkasından konuşmadım.

Bir an durdum. O anı bilerek uzattım.

— Ve madem bugün gerçekler konuşuluyor, — dedim, — o zaman ben de kendi gerçeğimi paylaşayım.

Masadaki sandalyelerden biri gıcırdadı. Nefesler tutulmuştu.

— Bir süredir, — dedim, — bu evde kalmamın hiçbir anlamı olmadığını biliyorum. Çünkü bir insanın ait olduğu yer, sürekli sınandığı yer değildir.

Kayınvalidemin yüzü ilk kez soldu. Gözlerindeki o kendinden emin ifade, yerini huzursuz bir sertliğe bıraktı.

— O yüzden, — dedim, — ben zaten eşyalarımı topladım.

Bu cümle masaya bir taş gibi düştü.

— Bugün buraya sadece yemek servisi yapmaya değil, veda etmeye geldim.

Birisi fısıltıyla “Nasıl yani?” dedi ama kim olduğunu seçemedim.

— Merak etmeyin, — dedim hafifçe gülümseyerek. — Kimseyi yarı yolda bırakmıyorum. Sadece kendimi kurtarıyorum. Kocam bir adım attı..Devamı sonrki syfda..
— Sen ne diyorsun şimdi? — dedi sesi titreyerek. — Bu ne biçim bir oyun?

Ona sakin bir şekilde baktım.

— Oyun oynayan ben değildim, — dedim. — Hayatımla ilgili kararı gizlice alıp, bunu herkesin önünde açıklayan da ben değildim.

Sessizlik yine çöktü.

— Şunu bilin, — diye ekledim, — bugün burada ağlamayacağım. Yalvarmayacağım. Kimseye kendimi anlatmaya çalışmayacağım. Çünkü ben kendimi yeterince tanıyorum.

Masaya doğru eğildim.

— Bu yemekleri sabahın köründen beri ben yaptım. Ama artık sofranızda yerim yok. Ve bu, benim kaybım değil.

Ceketimi sandalyenin arkasından aldım. Ellerim hâlâ sakindi. İçimdeki fırtına, sanki doğru yere ulaştığı için dinmişti.

Kapıya doğru yürürken arkamdan bir ses geldi:

— Yani her şeyi böyle bırakıp gidecek misin?

Durup arkamı döndüm.

— Hayır, — dedim. — Her şeyi geride bırakmıyorum. Kendimi alıp gidiyorum.

Kapıyı açtığımda serin hava yüzüme vurdu. İlk kez gerçekten nefes aldığımı hissettim. Arkamda kalan evden ne bir adım sesi geldi ne de bir çağrı.

O an anladım ki, bazı vedalar sessizlikle yapılır.

Ve bazen insan, en güçlü cevabı hiçbir şey istemeyerek verir.

Kapıyı kapattım.

Bu kez, arkamdan kilitlenmedi.

Bunlar da İlginizi Çekebilir