Kocamla hararetli bir tartışmanın ardından, beni evden yaklaşık 50 kilometre uzakta yol kenarında bırakıp gitti. Ne telefonum vardı, ne cüzdanım… Sadece arkasından yankılanan şu sözleri hatırlıyorum:
“Eve nasıl döneceğine bakalım!”

Araba gözden kaybolduğunda kaldırımda tek başımaydım. Panik, utanç ve korku iç içe geçmişti. Yakındaki bir parkta, eski bir bankta oturup ağlamaya başladım. O an, hayatımın en yalnız anıydı.

Ama bankın diğer ucunda oturan yaşlı bir kadın, her şeyi değiştirecek cümleyi kurdu:
“Ağlamayı kes. Gözyaşı hiçbir şeyi çözmez. Bugün onun pişman olmasını ister misin?”

Ne demek istediğini anlayamadan, uzaktan siyah bir lüks sedan yaklaştı…
Yaşlı kadın bastonuna yaslanarak ayağa kalktı. Bana fısıldadı:
“Torunum gibi davran. Kırılmış ol ama güçlü dur.”

Arabanın arka kapısı açıldı. Takım elbiseli, ciddi görünümlü bir adam indi.
“Babaanne, seni her yerde aradık. İyi misin?” dedi telaşla.

Yaşlı kadın bir anda rolüne girdi. Sesi titredi, eliyle beni işaret etti:
“Torunum bugün çok zor bir şey yaşadı.”

Adam bana döndü. Yüzündeki ifade değişti.
“Ne oldu?” diye sordu.

Yaşlı kadın sakince konuştu:
“Kocası onu yol kenarında bırakıp gitti. Parasız, telefonsuz. Bir başına.”

O an anladım: Bu kadın sıradan biri değildi.
Adam ceketini omuzlarıma bıraktı.
“Üşüyor musun?” dedi.
Başımı salladım. Üşüyordum… Ama sadece soğuktan değil.

Arabaya bindik. Bana her şeyi anlatmamı istediler. Tartışmayı, bağırışları, terk edilişimi… İlk kez biri yargılamadan dinliyordu.

Yaşlı kadın gözlerini kapatıp şöyle dedi:
“Bazı adamlar gücü kontrol sanır. Asıl güç, sonuçlarla yüzleşebilmektir.”

Çantasından telefonu çıkarıp bir numara çevirdi:
“Kemal… Bir plaka yazıyorum. Bu adamı bul.”

Yarım saat sonra büyük, ışıklı bir binaya geldik. Meğer bu yaşlı kadın, bölgede sözü geçen, hayır işleriyle tanınan bir ailenin büyüğüymüş. “Torunu” dediği adam ise bir avukattı.

Telefon tekrar çaldı.
“Bulundu,” dedi adam. “Yakındaki bir akaryakıt istasyonunda.”

Yaşlı kadın gözlüğünü çıkardı, gözleri keskinleşti:
“Şimdi iki seçeneği var. Ya hatasını anlayacak… ya da anlaması için yardım alacak.”

O an fark ettim: Bu bir intikam planı değildi. Bu, benim bir daha asla çaresiz hissetmemem içindi.

Geceyi orada geçirdim. Bana sıcak çorba verdiler, temiz kıyafet buldular. Kimse suçlamadı. Sadece şunu söylediler:
“Buradasın. Güvendesin.”

Sabaha karşı yaşlı kadın yanıma geldi:
“Bazen en karanlık anda bir bankta oturursun ve her şey bitti sanırsın. Ama bazen o bank, yeniden başlamanın yeridir.”

Kocam beni aradı mı?
Evet. Defalarca.
Mesaj attı mı?
Evet.

Ama cevap vermedim.

Çünkü o gece şunu öğrendim:
Birinin seni yarı yolda bırakması, senin değersiz olduğunu göstermez.
Ama senin ayağa kalkman, onun neyi kaybettiğini gösterir.

Ve o yaşlı kadın…
O sadece bana yardım etmedi.
Bir daha asla kimsenin beni yol kenarında bırakmasına izin vermeyeceğimi öğretti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir