Benim adım Aylin, 35 yaşındayım. Uzun yıllar boyunca mükemmel bir evliliğim olduğuna inandım. Eşim Fuat ile hayatı sıfırdan kurduk. Paramız azdı ama birbirimize güvenimiz tamdı. Küçük bir aile işletmemiz vardı; ben müşteri ilişkileri ve muhasebeyle ilgilenir, Fuat sahada çalışırdı. Akşamları eve yorgun ama mutlu döner, koltuğa oturup dışarıdan yemek söyler, günün yorgunluğunu kahkahalarla atardık. Gerçekten bir takımdık.
Bir akşam salonumuza bakıp gülümsemişti.
“Bir gün burada çocuklar koşacak,” demişti.
“Sabırsızlanıyorum,” diye karşılık vermiştim.
Hamile kaldığımı öğrendiğimizde mutluluktan havalara uçtuk. Ultrason sırasında doktor ikiz beklediğimizi söylediğinde Fuat sevinçten yerinden fırladı. O gün herkesi aradı. Baba olmanın gururunu herkese anlatıyordu. Hamileliğim boyunca ilgiliydi; bebek kitapları okudu, beşikler kurdu, gece karnımla konuştu. Kendimi güvende ve sevilmiş hissediyordum.
Ama doğum her şeyi değiştirdi.
18 saat süren sancıdan sonra tansiyonum tehlikeli seviyeye çıktı ve acil sezaryen kararı alındı. Her şey çok hızlı gelişti. Ameliyathanede parlak ışıklar, makinelerin sesleri ve korku vardı. Fuat elimi tutuyordu ama gözlerindeki endişeyi unutamam.
İkizlerimiz Elif ve Emir sağlıklı doğdu. O an yaşadığım rahatlama tarif edilemezdi. Ama asıl zorluk doğumdan sonra başladı.
Sezaryen basit bir doğum şekli değildir; büyük bir ameliyattır. Haftalarca doğrulmak, eğilmek, hatta gülmek bile acı vericiydi. Buna bir de iki yeni doğmuş bebek eklenmişti. İki saatte bir beslenme, alt değiştirme, gaz çıkarma… Geceler ve gündüzler birbirine karıştı.
İlk günlerde Fuat anlayışlıydı. “Dinlen,” diyordu. Ama bu çok kısa sürdü.
Bir hafta sonra eve girip etrafa baktı. Dağınıklığı fark etti.
“Bütün gün evdesin, toparlayamadın mı?” dedi.
Bir süre sonra yemek konusu başladı.
“Yine mi hazır yemek?”
“Bütün gün ne yapıyorsun?”
Bu soru içimi parçaladı. Günlerim uykusuzluk, ağrı ve ağlayan iki bebek arasında geçiyordu. Ama anlatacak gücüm yoktu. Susmayı seçtim.
Eleştiriler arttı. Ev, yemek, temizlik…
“Ben çalışıyorum, sen evdesin,” demeye başladı.
“Annem dört çocuk büyüttü,” dedi bir gün.
Ameliyat yerim hâlâ ağrıyordu. Uykusuzluktan tükenmiştim. Ama bunlar onun için bahane gibiydi.
Bir gece söylediği söz ise içimde bir şeyleri kırdı:
“Eğer bunu kaldıramıyorsan, belki ikizlere hazır değildin.” O gece karar verdim.
Eğer evde bebek bakmanın “kolay” olduğunu düşünüyorsa, bunu yaşaması gerekiyordu.

Bir günlüğüne işten izin almasını istedim. Sözde bir kontrolüm vardı. “Evde bir gün geçirmek tatil gibi olur,” dedi. Gülümsedim.

O gün için her şeyi hazırladım. Mamalar, bezler, kıyafetler… Bahane kalmasın diye. Ve evden çıktım.

İlk saatler sakindi. Sonra ağlamalar başladı.

Yanlış ısıtılan mama, beceriksiz bez değiştirmeler, kusmalar, bitmeyen ağlamalar… Ev kısa sürede savaş alanına döndü. Öğlene doğru tükenmişti.

“Bunu her gün nasıl yapıyor?” dediğini duydum.

Akşam eve döndüğümde Fuat bitmişti. Üstü başı kirli, gözleri kızarmıştı. Beni görünce ellerimi tuttu.
“Özür dilerim,” dedi. “Hiç böyle olduğunu bilmiyordum. Bir gün bile dayanamadım.”

Sakin bir sesle cevap verdim:
“Bu benim her günüm.”


O an gerçekten gördüğünü hissettim.

O günden sonra her şey değişti. Gece beslenmelerine kalktı. Sabahları yardım etti. Eleştirmek yerine destek oldu.

Bir akşam bana bakıp,
“Sen tanıdığım en güçlü insansın,” dedi.

Gülümsedim.
“Şimdi nefes alabildiğimi hissediyorum.”

Artık yalnız değildim.

Sonuç
Bazen anlatmak yetmez.
Bazen yaşatmak gerekir.

Evlilik, kimin çalıştığıyla değil; kimin yükü pay

Bunlar da İlginizi Çekebilir