78 yaşındaki emekli sağlık çalışanı Ayşe Teyze, yaşlılık yıllarında kendini tamamen görünmez hissediyordu. Ailesi ancak bir şeye ihtiyaçları olduğunda onu hatırlıyordu. Doğum gününde, oğlu Tolga, gelini Çiğdem ve kızı Jale için büyük bir özenle hazırladığı ev yapımı kızarmış tavuk ve limonlu turta ile eski güzel günleri yeniden yaşamayı umuyordu. Ama o akşam, yalnızlığını en derin şekilde hissetti.
Yemek sırasında Tolga sıcaktan ve "eski usul" yemeklerden yakınırken, Çiğdem gözünü telefondan ayıramıyordu. Jale ise sohbeti doğrudan evin değerine getirip, Ayşe Teyze'ye "ölmeden önce –pardon, yakında– evi yenilemesini" tavsiye etti. Gece, ne pasta ne de kahve olmadan erken bitti ve Ayşe Teyze'nin kalbi paramparça oldu. Çocukları için doğum günü, sadece bir yükümlülükten ibaretti.
Ertesi sabah, çocuklarının bu umursamazlığıyla iyice kararlılaşan Ayşe Teyze, zekice bir "deney" planladı. Önce Tolga'yı, sonra Jale'yi ayrı ayrı arayıp ustaca bir yalan uydurdu: Avukatı ona "mali durumumda önemli bir gelişme" olduğunu söylemiş; yıllardır biriken eski bir sigorta poliçesi beklenmedik bir servet yaratmıştı. Etkisi hemen görüldü. Tolga'nın sesi birden sinirlilikten şefkat dolu bir telaşa döndü. Jale ise "Ne kadar paradan bahsediyoruz?" diye sorup, annesinin "güvenilir birine ihtiyacı olduğunu" fark ettiğini belirtti. Ayşe Teyze, vasiyetini yenileyeceğini ve "kimin gerçekten yanımda olduğunu hatırlayacağını" ima etti.Devamı sonrki syfada.
Para kokusu alan çocuklar, davranışlarını anında değiştirdi; "mucize" başlamıştı. Hafta sonu Tolga pahalı yiyeceklerle geldi, daha önce doğum günü yemeğinden kaçan Jale ise bir hafta içinde iki kez ziyarete uğrayıp çiçekler getirdi, masayı donattı. Bu sahte ilgi, Ayşe Teyze'nin gözünden kaçmıyordu; çocukların acemice "puan toplama" çabalarını sessizce izliyordu.
Tolga onu dışarıda kahvaltıya davet ettiğinde, niyetini gizleyemedi ve vasiyet hakkında doğrudan soru sordu. Ayşe Teyze soğukkanlılıkla, genç avukatının mirasçıları "davranışlarına" göre değerlendirdiğini, özellikle sadakat ve ilgi gösterdiğini söyledi. Hatta Tolga'ya, eskiden teknesi için istediği borç parayı hatırlattı.
Bu komedi, "vasiyetin açıklanması" ile zirveye ulaştı. Ayşe Teyze, Tolga'yı, Jale'yi ve yanına aldığı Hasan adlı evsiz bir adamı topladı. Hasan'ı, market alışverişinde yardım eden kibar bir yabancı olarak tanıttı. Çocuklar Hasan'ın orada olmasına şok olup iğrenç bakışlar atınca, Ayşe Teyze bombayı patlattı: Tüm mal varlığını –evi, birikimlerini, emeklilik parasını– Hasan'a bırakıyordu!
Çocuklar çıldırdı: "Haftalardır sana koşuyoruz!" diye haykırdılar. Ayşe Teyze sakin sakin yanıt verdi: "Yetmiş sekiz yıllık hayatımın sadece iki haftası." Onlara, sadece paraya veya eve ihtiyaçları olduğunda yanına geldiklerini, gerçek sevgi için değil, açıkça yüzlerine vurdu.
Öfkeden köpüren çocuklar, kandırıldıklarını anlayıp evi terk edince Ayşe Teyze ve Hasan kahkahalara boğuldu. Hasan aslında Ayşe Teyze'nin eski bir tanıdığı, rol yapan bir arkadaştı. Ayşe Teyze ona mükemmel bir "performans" için teşekkür etti. Hasan hâlâ merak edip "O servet hikayesi gerçek miydi?" diye sorunca, Ayşe Teyze gülümseyerek cevap verdi: "Tabii ki hayır. O kadar param olsa nereden bulurdum ki? Ama çocuklarımın bunu bilmesine gerek yok."
Ayşe Teyze'nin ustaca kurduğu bu tuzak, her şeyi kanıtladı: Açgözlü bir aileyi para vaadinden daha hızlı bir şey bir araya getiremezdi. O, sessiz gücünü kullanarak nankör çocuklarına unutulmaz bir hayat dersi vermişti!