Düğün fotoğraflarımı ilk kez Facebook’ta paylaştım – ertesi gün, tanımadığım biri bana mesaj attı: “ONDAN KAÇIN!”
Ben ile yaklaşık bir yıl önce tanıştık. Hayal edebileceğim her şeydi – güvenilir, ilgili ve her zaman moralimi yükseltmeyi bilen biriydi.
Benden yedi yaş büyüktü ve daha önce evlendiğini biliyordum. İlk karısı bir trafik kazasında ölmüştü.
Birlikte geçirdikleri hayat hakkında hiçbir zaman detaylara girmedi ve ben de onu zorlamadım. Acı verici bir konu olduğunu söyledi, bu yüzden onun hakkında çok az şey biliyordum.
Evlenme teklif etmeden önce bir yıldan az bir süre çıktık ve küçük bir düğün yaptık.
Her iki taraftan da arkadaşlar ve aile katıldı. Gün harikaydı. Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım.
Sosyal medyada çok aktif değilim, ancak birkaç düğün fotoğrafını Facebook’ta paylaşmaya karar verdim.
Ben ile ilk kez fotoğraf paylaşıyordum.
Sadece birkaç dakika sonra, özel bir mesaj aldım:
“Ondan kaçın!”
Midem alt üst oldu. Hesaba tıkladım – tanımadığım bir kadının adıydı. Profil boştu. Fotoğraf yok. Gönderi yok.
Bunun bir tür şaka olduğundan emindim ve önemsemedim.
Ama beş dakika sonra başka bir mesaj geldi:
“Ben’e bundan bahsetme. Normal davran. NE YAPTIĞINI BİLMİYORSUN. GERÇEĞİ BİLMEN GEREKİYOR!”
ÜÇÜNCÜ mesajı okurken ellerim titremeye başladı.
Ben eve gelmeden önce bir bavul kaptım ve eşyalarımı toplamaya başladım.
Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. Mantığım “dur” diyordu ama içimde yükselen o ilkel korku sesi çok daha baskındı. Telefonum hâlâ elimdeydi; o bilinmeyen hesaptan gelecek yeni bir mesajı bekler gibi, ekrana kilitlenmiştim. Ev her zamankinden daha sessizdi. Duvar saati bile tik tak etmiyor gibiydi.
Dolabı açtım, rastgele kıyafetler attım. Ellerim titriyordu, fermuarı kapatmakta zorlandım. “Abartıyorsun,” diye fısıldadım kendime. “Tanımadığın birinin mesajıyla mı kaçacaksın?” Ama sonra o kelimeler gözümde tekrar belirdi: NE YAPTIĞINI BİLMİYORSUN.
Tam o sırada telefonum titredi. Yeni mesaj.
“Eğer bu mesajı okuyorsan hâlâ evdesin demektir. Çabuk ol. Onun gelmesine az kaldı.”
Zaman sanki bir anda hızlandı. Pencereye koştum. Ben’in arabası henüz yoktu ama sokak her zamankinden daha dar, daha tehditkâr görünüyordu. Mesaj atan kişiye cevap yazdım:
“Sen kimsin? Ne biliyorsun?”
Cevap gecikmedi.
“Onun ilk eşi hakkında sana ne anlattı?”
Boğazım düğümlendi. “Trafik kazası,” diye yazdım.
Ekranda üç nokta belirdi, kayboldu, tekrar belirdi. Sonra tek bir cümle geldi:
“Yalan.”
O an içimde bir şey koptu. Ben’in bana anlattığı her şefkatlı an, her koruyucu hareketi zihnimde başka bir renge büründü. Kapı kilidini kontrol ettim. Kilitliydi ama bu beni rahatlatmadı.
“Gerçek ne?” diye yazdım.
Uzun bir mesaj geldi. Okudukça dizlerim titredi ve yatağın kenarına çöktüm devamı için diğer sayfaya geçin…
“Ben’in ilk eşi benim kız kardeşimdi. Ölümü bir kaza değildi. Polis dosyayı kapattı çünkü yeterli kanıt yoktu. Ama ben vardım. Morlukları gördüm. Yardım çığlıklarını duydum. Ve sonra o ‘kaza’ oldu.”
Nefes alamıyordum. O sırada kapının kilidinin döndüğünü duydum. Anahtar sesi. Ben gelmişti.
Telefonuma baktım. Son bir mesaj daha düştü:
“Şimdi karar vermelisin. Ya kalıp gerçeği kendi canınla öğrenirsin ya da şimdi çıkarsın.”
Kapı açıldı. Ben’in sesi her zamanki gibi sakindi:
“Hayatım, geldim.”
Bavula baktım. Kapıya baktım. Ve ona. Gülümsüyordu. O tanıdık, güven veren gülümseme. Ama artık gözlerine bakınca başka bir şey görüyordum: kontrol.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
“Annemi aradım,” dedim, sesim titreyerek. “Rahatsızlanmış. Yanına gitmem gerekiyor.”
Bir an durdu. O bir saniyelik duraklama, bir ömre bedeldi. Sonra gülümsedi.
“Tabii,” dedi. “Seni ben bırakayım.”
İçimdeki alarm çığlık atıyordu. “Gerek yok,” dedim hızlıca. “Taksi çağırdım.”
Gözleri bir an karardı, sonra tekrar yumuşadı. “Peki.”
Bavulu aldım. Kapıya yöneldim. Her adımda kalbim daha hızlı attı. Kapıdan çıkarken arkamdan seslendi:
“Bu arada… Facebook’ta fotoğraflarımızı gördüm. Çok güzeldi.”
Kanım dondu. Demek mesajları biliyordu. Ya da sezmişti. Cevap vermeden kapıyı kapattım.
Asansörde aynaya baktım. Yüzüm bembeyazdı. Telefonum yine titredi. Son mesaj:
“Doğru seçimi yaptın.”
O gece bir arkadaşımın evinde kaldım. Ertesi gün polise gittim. Her şeyi anlattım. Mesajları, şüphelerimi. Dosya yeniden açıldı. Ben sorguya alındı. Aylar sonra, eski tanıklar, yeni deliller ortaya çıktı.
Gerçek yavaş yavaş su yüzüne çıktı. İlk eşi gerçekten de bir kazada ölmüştü — ama o kazaya giden yol, yıllarca süren psikolojik ve fiziksel şiddetle döşenmişti.
Bugün hâlâ o Facebook mesajını düşünürüm. Kim olduğunu asla tam öğrenemedim. Ama şunu biliyorum: Bazen bir yabancının attığı tek bir cümle, bütün bir hayatı kurtarabilir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir