Güncel Halk TV'ye
Dört çocuklu, bekar bir babayım. Son dört aydır çocuklarımla birlikte sokakta, bir çadırda yaşıyoruz. Birkaç gün önce bir benzin istasyonunda korkunç bir olaya tanık oldum. Yaşlı bir adamın ödeme yapacak parası yoktu. İnsanlar ona yardım etmek yerine hakaret ediyor, bağırıyor ve istasyondan kovuyorlardı. Dayanamadım. Kendi halimizi düşünmeden, cebimdeki son parayla onun borcunu ödedim. Ertesi sabah, çadırımızın yakınında iki cip duruyordu. Bir görevli yanıma yaklaştı: “Bu mektup sizin için, efendim,” dedi. Mektubu açtığımda bembeyaz kesildim. Ellerim titredi, gözlerim doldu. Kendimi zorlayarak sordum: “Emin misiniz? Bu bir şaka mı… yoksa gerçek mi?

Elim mektubu tutarken dizlerimin bağı çözüldüğünü hissettim. Görevlinin yüzüne baktım; ifadesi ne sertti ne de yumuşak, sanki birazdan olacakları o da bilmiyor gibiydi. Mektubu tekrar açıp okumaya başladım. Satırlar netti, resmi bir dil kullanılmıştı ama içeriği aklımı allak bullak etmeye yetmişti.

“Mert Kaya adına…” diye başlıyordu. Evet, bendim. “Birkaç gün önce gerçekleştirdiğiniz davranış, tarafımızca tespit edilmiştir.” Kalbim hızlandı. Ne davranışı? Çocuklarım hâlâ çadırın içinde uyuyordu. Onlara bir şey mi olmuştu? Bir hata mı yapmıştım?

Görevliye baktım. “Emin misiniz?” dedim titreyerek. “Bu bir şaka mı, yoksa yanlış kişiye mi geldiniz?”

Adam başını iki yana salladı. “Hayır efendim. Doğru kişisiniz. Lütfen mektubu sonuna kadar okuyun.”

Derin bir nefes aldım. Devam ettim.

“Toplum içinde nadiren görülen bir vicdan örneği sergilediniz.”

Duraksadım. Gözlerim satırlarda ama aklım benzin istasyonundaydı. Yaşlı adamın ellerinin titremesi, kasiyerin sabırsızlığı, insanların küçümseyen bakışları… O an doğru olanı yapmıştım, ama bunun böyle sonuçlanacağını asla düşünmemiştim.

Mektupta bir adres ve saat yazıyordu. “Bugün saat 14.00’te belirtilen adreste hazır bulunmanız rica olunur.” Altında bir imza vardı ama isim tanıdık gelmiyordu.

Görevli konuştu: “Size eşlik etmemiz gerekiyor.”

“Çocuklarım?” dedim hemen. “Onları bırakamam.”

“Merak etmeyin,” dedi. “Onlar için de düzenleme yapıldı.”

Bu cümle beni daha da tedirgin etti. Hayatımda kimse benim için ‘düzenleme’ yapmamıştı. Yaşamak zaten başlı başına bir mücadeleyken, şimdi bilinmezliğin içine çekiliyordum.Devamı sonrki syfda..
Çocukları uyandırdım. Büyük oğlum gözlerime baktı. “Baba, bir sorun mu var?” diye sordu.

“Yok,” dedim, gülümsemeye çalışarak. “Sadece kısa bir yere gideceğiz.”

Ciplere bindik. Şehirden uzaklaştıkça manzara değişti. Beton binaların yerini ağaçlar, kalabalığın yerini sessizlik aldı. İçimde garip bir his vardı; korkuyla umut arasında bir yerde asılı kalmıştım.

Varış noktasına geldiğimizde gözlerime inanamadım. Büyük, bakımlı bir arazi. Güvenlik kapıları, kameralar… Hayatım boyunca sadece filmlerde gördüğüm türden bir yerdi.

Bizi geniş bir salona aldılar. Çocuklar başka bir odaya götürüldü. İçim burkuldu ama görevli, “Onlar güvende,” dedi.

Bir süre sonra kapı açıldı. İçeri yaşlı bir adam girdi.

Kalbim duracak gibi oldu.

Benzin istasyonundaki adamdı.

Ama bu sefer üzerindeki eski mont yoktu. Şık bir takım elbise giymişti. Dik duruyordu. Gözleri hâlâ aynıydı ama… bu sefer yorgun değil, kararlıydı.
Ayağa fırladım. “Siz… siz o gün—”

Elini kaldırdı. “Evet,” dedi sakin bir sesle. “O bendim.”

Kafamda binlerce soru çarpışıyordu. “Ama… paranız yoktu…”

Gülümsedi. “Bazen insanların gerçek yüzünü görmek için bir maske gerekir.”

Oturmamı işaret etti. Kendisi de karşıma geçti.

“Yıllardır,” dedi, “insanların zor zamanlarda nasıl davrandığını gözlem ediyorum. Çoğu bakıp geçiyor. Bazıları zarar veriyor. Çok azı… yardım ediyor.”

“Ben özel biri değilim,” dedim. “Sadece—”

“Sadece doğru olanı yaptınız,” diye sözümü kesti. “Ve bu, sandığınızdan çok daha nadir.”

Bir dosya uzattı. İçinde belgeler vardı. Ev fotoğrafları. Okul kayıtları. Bir banka sözleşmesi.

“Bu nedir?” diye fısıldadım.

“Yeni bir başlangıç,” dedi. “Sizin ve çocuklarınız için.”

Boğazım düğümlendi. “Ama neden ben?”

Çünkü,” dedi gözlerimin içine bakarak, “siz yoklukta bile insan kalmayı seçtiniz.”

Tam o sırada kapı açıldı. Çocuklarım koşarak içeri girdi. Gülüyorlardı. Ellerinde oyuncaklar vardı.

O an anladım… Bu sadece bir yardım değildi.

Bu, hayatımın yönünü değiştirecek bir sınavın sonucuydu.

Ama hikâye… henüz bitmemişti.

Bunlar da İlginizi Çekebilir