Bakışında ne tehdit vardı ne de korku. Sadece tanıdık bir sakinlik…
Adam istemsizce bir adım öne çıktı.
O anda dişi kangal ağır ağır yaklaştı. Köylüler nefesini tuttu. Köpek adamın önünde durdu, başını eğdi ve… yere uzandı. Ardından yavru, adamın ayaklarının dibine sokuldu.
Köy meydanında ölüm sessizliği vardı.
Sonra olan şey, herkesi derinden sarstı.
Dişi kangal, dişleriyle bacağındaki bezi çözdü ve adamın önüne bıraktı. Ardından başını tekrar eğdi. Bu bir saldırı değildi. Bu bir tehdit hiç değildi. Bu… bir teşekkürdü.
Yaşlı çoban Hüseyin Ağa sessizliği bozdu:
“Bu köpek… minnetini göstermeye gelmiş.”
Kimse itiraz edemedi.
Adam dizlerinin üzerine çöktü. Gözleri dolmuştu. Elini yavaşça dişi kangalın başına koydu. Hayvan irkilmedi. Aksine, gözlerini kapattı. Yavru, adamın elini yaladı.
O an köydeki korku yerini hayrete, hayret yerini derin bir saygıya bıraktı.
Ama hikâye burada bitmedi.
O kış boyunca köyde tek bir koyun bile kaybolmadı. Gece yabancı bir hayvan köye yaklaşamadı. Dişi kangal ve onun ardından gelen köpekler, köyün etrafında görünmez bir çember gibi dolaştılar. Sürüler daha sakin, çobanlar daha rahattı.
Birkaç hafta sonra karlar biraz eridiğinde, adam dişi kangalı ve yavrusunu yeniden orman yolunun kenarında gördü. Bu kez hayvanlar sağlıklıydı. Yavru büyümüş, annesinin yanında güvenle yürüyordu.
Adam onlara yaklaşmadı. Sadece uzaktan baktı.
Dişi kangal bir an durdu, başını çevirip ona baktı. Göz göze geldiler. Sonra köpek arkasını dönüp yavrusuyla birlikte ormana doğru yürüdü.
Bir daha da köyün içine inmedi.
Ama köylüler hâlâ biliyordu:
O kış, onları koruyan sadece soğuk duvarlar ya da kapalı kapılar değildi.
Bir zamanlar yardıma muhtaç olan bir annenin, unutulmayan bir iyiliğe verdiği sessiz karşılıktı.
Adam ise hayatı boyunca şunu hiç unutmadı:
İyilik bazen hemen karşılık bulmaz.
Ama gerçek iyilik… asla karşılıksız kalmaz.