Evin satışındaki o dile getirilmemiş şart, Gülten’in Mert’in yanına taşınması ve yeniden "aile" olmalarıydı. Ancak umutları kısa sürede suya düştü. Ortada hiçbir zaman bir ameliyat olmamıştı; bunun yerine evde sürekli yeni lüks eşyalar ve tatil broşürleri boy göstermeye başladı. Üç hafta sonra, balkondaki çiçekleri sularken Mert ve Buse’nin acımasız konuşmalarına kulak misafiri oldu. Alaycı bir tavırla Gülten’i bir "yük" olarak görüyor, Maldivler seyahatini garantiler garantilemez ondan kurtulmak için gün sayıyorlardı. Bu keşiften bir hafta sonra Mert, onu bir huzurevine bıraktı; eline tek bir valiz tutuşturup haftalık ziyaret sözü verdi ama bu söz de diğerleri gibi yalan oldu.
Gülten, huzurevinin sessiz rutinine alıştı; çalışanlardan nezaket gördü ama terk edilmişlik hissiyle hep mücadele etti. Aylar yıllara döndüğünde, uzak kuzeni Davut Bey'in vefat ettiğini ve kendisine büyük bir miras bıraktığını öğrendi. Bu zenginlik haberi, Mert’i bir mıknatıs gibi yeniden hayatına çekti. Mert, tanıdık senaryoyu tekrarlayarak çıkageldi: Buse’nin bir ameliyata daha ihtiyacı vardı ve miras payını peşin istiyordu.
Gülten bu sefer onun gözlerinde aşk değil, sadece hesap kitap gördü. Mert ayrıldıktan sonra, bir hukuk gönüllüsü olan Elif ile görüştü ve vasiyetini yeniden yazdı. Mirasın büyük kısmını tek bir şarta bağladı: Mert, huzurevinde bir yıl boyunca bakım asistanı olarak çalışacak ve sakinlerle ilgilenecekti; parayı ancak o zaman alabilecekti. Bu kararı bildirmek için Mert’e içinde sadece 50 lira olan o zarfı ve her şeyi açıklayan mektubu uzattı.
Başta öfkelenen Mert, durumu "çılgınlık" olarak nitelendirip hışımla dışarı çıktı. Ancak iki gün sonra, açgözlülüğünün etkisiyle isteksizce de olsa anlaşmayı kabul etti. Gülten, odasından Mert’in değişimini izledi. Mert; cezalı bir çocuk gibi girdiği bu yolda zamanla Ali Bey, Leyla Hanım ve çalışanlara içten bir şefkat göstermeye, huzurevi sakinlerinin hayatlarına dokunmaya başladı.
Yıl sonuna doğru, bu deneyim Mert’i tamamen dönüştürmüştü. Avukat son evraklarla geldiğinde, Mert’in kararı netti: “Bunu parası için değil, doğru olduğu için yapmak istiyorum anneanne.” Gülten’in derin bir acıdan doğan bu son dersi, Mert’i büyümeye zorlamış; saygı ve huzur gibi değerlerin parayla satın alınamayacağını, ancak emekle kazanılabileceğini kanıtlamıştı.