Aynur, iki çocuğuyla birlikte çok genç yaşta dul kalmıştı.
Dul olmak, özellikle de bir köyde, ağır bir yüktü.
Nereye gitse önü kesiliyor, kulağına fısıldanan sözler kalbini yaralıyordu:
“Gençsin, güzelsin… Bana varırsan seni yaşatırım…”
Kadınlarla birlikte tarlaya mısır kırmaya gittiğinde bile rahat bırakılmamıştı. Tarla sahibi ona sarkıntılık etmeye kalkınca, eline aldığı taşlarla adamı kovalamıştı.
Ama biliyordu…
Bu hayat böyle devam etmeyecekti.
Öğretmeninin yıllar önce söylediği sözler kulaklarında çınlıyordu:
“Kızlar mutlaka okumalı.”
Okumayı çok istemişti ama kader ona başka bir yol çizmişti.
Anne babası, “dul kız” diye onu eve bile kabul etmemişti.
Bir gece, kapısına kilit vurdu.
İki çocuğunu yanına aldı.
Kimseye haber vermeden İzmir’deki teyzesinin yolunu tuttu.
Teyzesi onu görünce şaşkınlıkla sordu:
— Haber verseydin ya kızım…
Aynur’un gözleri doldu:
— Çok kalmayacağız teyze… Ev tutacağım.
Yanında, sattığı tavuklardan ve tek ineğinden kalan birkaç kuruş vardı.
— Ne iş yapacaksın bu iki çocukla?
— Ne iş olursa… Yeter ki namusumla olsun.
Ertesi sabah fırına gitti. Simit alan simitçileri gördü. O gün kaderi değişmeye başladı.
Adliye önünde simit satmaya başladı. İlk günler zor oldu. Hatta biri gelip tehdit etti:
— Bir daha burada satma. Burası bizim!
Tam umudu kırılacakken bir ses duydu:
— Aynur sen misin kızım?
Savcı, ondan iki simit istedi.
O gün, adliyenin kapıları Aynur’a açıldı.
Günler geçti.
Bir sepet, iki sepet derken simitler erkenden bitmeye başladı.
Sonra çay…
Sonra tost…
Yirmi gün sonra adliyede çaycı olarak işe alındı.
Ama köyde dedikodu bitmedi.
“İzmir’de süslenip püslenip geziyormuş…”
“Adliye taraflarında görülmüş…”
Babası öfkeyle büyük oğluna emretti:
— Git, namusumuzu temizle!
Ağabeyi bıçakla İzmir’e geldi.Ve.Ayrıntı bir sonraki sayfada
Ağabeyi bıçakla İzmir’e geldi.
Akşamüstü Aynur’u adliye önünde gördü.
Aynur sevinçle koştu, sarılmak istedi.
Ama ağabeyinin elinde bıçak vardı.
— Sen yüz karamızsın! Kötü yola düşmüşsün!
Tam o anda biri kolunu tuttu:
— Ne diyorsun sen! Bu kadın burada namusuyla çalışıyor. İki yetimi var. Savcı bile sahip çıkıyor ona!
Bıçak yere düştü.
Ağabey çöktü, ağladı.
— Bize böyle anlatmadılar… Az kalsın kardeş katili olacaktım…
Aynur, cebinden mendilini çıkardı. Gözyaşlarını sildi.
Sadece şunu söyledi:
— Sizi Allah affetsin…
O gün karar verdi.
Küçük bir ev tuttu.
Kadın hâkimler, kadın avukatlar, kadın memurlar ona eşya getirdi.
Çocuklarını okula yazdırdı.
Okudu.
Ortaokulu, liseyi dışarıdan bitirdi.
Yıllar geçti…
Bir gün, avukat cübbesini giymeden önce, kendisine ilk el uzatan savcıya teşekkür etmeye gitti.
O gün öğrendi ki savcı, yaşlı fırıncının oğluydu.
— Babam söylememi istemedi… Yanlış anlaşılır diye sustum.
— Seni ilk gördüğüm günden beri sevdim. Diplomanı almanı bekledim.
— Benimle evlenir misin?
Aynur gözyaşlarıyla başını salladı.
Nikâhta;
Teyzesi, annesi ve iki erkek kardeşi vardı.
Babası utancından gelemedi.
Aynur bir karar aldı:
Erkek şiddetine uğrayan hiçbir kadından ücret almayacaktı.
Bu kararı, “namus” adına öldürülmeye gelindiği gün vermişti.
⸻
Öykü: Zeynep Karaaslan Eman